26 05 2009

ÖZÜ ÇİÇEK

           Eskipazar sokağının en dipteki ahşap evden ağlama sesleri duyuldu. Kadın ağlamasından çok bir bebek ağlamasını andıran sesler çökmek üzere olan karanlıkta yankılandı uzun uzun. İnil inil ağıtlar yükselmekteydi, kimbilir ne vakte kadar!...       Evlerine dağılmak üzere olan kahve ahalisi kulak verdi bu uğultuya. Günboyu konuşmanın verdiği yorgunlukla susan diller hararetli hararetli el hareketleriyle yeniden dile geldi. Kimbilir ne yorumlar yapılmaktaydı vaktini kahve köşelerinde geçiren bu yavan insanlar arasında.       Elbet bir hikayesi vardı bu ağıtların. Hatta epeyce uzun bir hikayesi. Öyle ki zamanını dedikodu çamurunda kendilerine bir dünya kurmuş karıların ağzını hiç kapatmayacak ve bire bin ekledikleri bir hikayeye dönüşecek kadar.        Kimileri derdi ki bu ahşap ev sakinleri için, çatışmada şehit olan oğullarının zaman zaman ruhu gelir intikam andı içirmek için kardeşinin boğazına çöreklenirmiş. Bu aslı astarı olmayan dedikodunun yanında daha niceleri vardı ki hayretler içinde bırakır beşeri mahlukatı...        İntikam ateşi yana dursun, kadının peşinde bir dederuhi her dolunayda eve gelir, gidermiş. Rengarenk ışıklarla süslermiş evi, oynatırmış kadını!...         Ağıtlar, karanlığın basmasıyla kahkahaya döndü. Bu çığırtkan kahkahaların sebebini ihtiyar adam ''geldiler'' diye özetledi! Kim gelmişti, ne gelmişti, neden ağlatmıştı, neden güldürmüştü?         Yediden yetmişe herkes, dilin kemiği yok sözünü tasdiklercesine, kendine göre bir senaryo yazmaktaydı yıllardır. Öy... Devamı